28 Ağustos 2018 Salı



İSTİSNA
(Hayal Dünyasına Bilet-2)

Ufaklık hiç de ufak değildi aslında. Kendisi ufak olabilirdi evet, ama kapladığı yer dünyalardı. "Benim gönlüm çok geniş dünyaları alır" diyen biri onunla tanışmamış olmalıydı. Çünkü onu tanıyıp gönlünde başkasına yer ayırabilecek çok fazla kişi yoktu  dünyada. Ama zaten güzel olan istisna değil miydi?
Sordu ufaklığa "neden bu kadar büyüksün? o kadar büyüksün ki sevgi için ayırdığım hiç bir yere sığmıyor sana olan sevgim" ufaklık cevap veremedi tabi ki. Kendi kendine döndü o zaman " Başka hiç mi yer yok “. Hiç düşünmeden cevapladı kedini “ Senin kapladığın yer o kadar çok ki. Senden kalana sığmıyor zaten”
“Ne yapmamız gerekiyor peki ?” diye sordu kendisine.
“Çok kolay değil ama istisna olacağız”
“Nasıl yapacaz ki bunu?”
“Çok bir şey yapmamıza gerek yok aslında biz zaten İstisnayız. Tek yapmamız gereken bunun farkına varmak” diye yanıtladı kendini ve es vermeden konuşmaya devam etti. “Milyonlarca arasında seçilip doğmak zaten bir istisna olduğumuzu göstermiyor mu. Peki doğduktan sonra milyonlar arasında kendimizi bulmak istisnanın devamı değil mi sence. İstisna doğandan doğan istisna her şeyin istisnası olabileceğimizi kanıtı değil mi peki”
Soluksuz kurmuştu uzun ve karmaşık cümleyi. Ama bu cümle ışığı yakmıştı. Kendinin farkına vardı kendisi. Hemen kalktı oturduğu yerden, kendisinin elini tuttu ve onu da ayağa kaldırdı. Şaşırdı kendisi. “Ne yapıyorsun”.
“Hani ufaklık gelince ertelediğimiz hayal bavulumuz var ya? Onu hazırlamaya gidiyoruz. Dünya kadar istisna olacaz” dedi gülerek kendisine.
Üçü elele tutuştu. Doğdukları günden beri istisna olan ömürlerinin geri kalanını daha da istisnai yaşamak için koyuldular yola.

18 Ocak 2017 Çarşamba



HAYAL DÜNYASINA 2 KİŞİLİK BİLET


Ne üç yıllar ne beş yıllar. hatta onlarca yüzlerce yıllar. Senelerin avareliğinde boğulmuş birisi olmaktan nefret ederdi her zaman. Ona yılların geçtiğini hatırlatacak tek şey salonun baş köşesinde duran gramafondu yalnızca. Ara sıra açıp dinlemeye yeltenirdi. Lakin o kadar eskiydi ki artık cızırtıdan başka bir şey çıkarmıyordu. Bazen aradan Nuri SESİGÜZEL in tok sesini duyuyor, mutlu oluyordu. Ufak şeylerden mutlu olma sezonuydu bu mevsim onun için. Kışı hiç sevmez, ama bu mevsimi severdi. Bu mevsimde doğmuş, bu mevsimde olmuştu. Kendini kendine en yakın hissettiği mevsimdi. Evet soğuktu hava. Lakin soğuk ne ki insanın sobası içinde olunca. İşleri erken bitmişti bugün. "Eve mi gitsem" diye düşündü, vazgeçti. Belki bir kafe, sıcak bir kahve. hayır onu da istemedi. Bir kaç eş dost ziyareti nasıl olur. Çok konuşmaya mecali olmadığını hissetti. Sinema hep iyi bir seçenek olmuştur. Evet ama o AVM lere girmek istemiyordu. En iyisi kendisiyle bir seyahate çıkmaktı. Hemen iki kişilik bilet aldı hayal dünyasının ilk trenine kendisi ve kendisi için. yolculuk çok uzun değildi. Ama trenleri severlerdi. keşke imkan olsa da tüm dünyayı dolaşsalardı tren ile. Evet evet tüm dünyayı tren ile  dolaşmaya senelerce sürecek olsa da razılardı. Düşündüler "madem bu kadar istiyoruz, bu günkü hayal dünyamızın konusu dünyayı dolaşmaya hazırlananlar olsun" dediler. Hemen işe konuldu. Gidilmek istenen yerlerin sırası çıkarıldı önce. En çok görülmek istenen yerler ilk sıralara yazıldı tabi ki. Kavgalar çıkmadı değil ilk gezilecek yerler konusunda. İspanya da seçenekler arasındaydı Hindistan da. Ama ortak nokta her zaman olduğu gibi bulundu. Liste tamamlanınca gidilecek yerlerde nerelere uğranacak, neler yenilecek,nelere vakit ayrılacak ayrıntılarına girildi. Hayal dünyasında zaman merfumu yoktu. O  yüzden rahatlardı. Gezide nelerin giyileceği bile belirlendikten sonra duraksadılar. Bir birlerine baktılar. Yine konuşmadan anlaştılar. "Madem hayal dünyamızda bu kadar özgürüz, neden gerçek dünyamızda olmayalım". Belki trenle gezemeyeceklerdi, evet. Yada tüm listeyi tamamlayamayacaklardı hiç bir zaman. Ama bu sebepler başlamalarına engel değildi. Bir sıfırdan büyüktür. Kalktılar aceleyle. Aldılar hayal dünyasında hazırladıkları seyahat valizlerini. İstikamet gerçek dünya tren istasyonu. Aldılar biletlerini. Kendisi ve kendisinden başka kimse yoktu trende. Gerçek dünya istasyonuna gelince yavaşladı tren. Metal fren sesleri eşliğiyle duruverdi. Trenin kapıları açıldı. Bomboş olan istasyonda, tamda oturdukları vagonun iniş kapısının önünde ufak biri belirdi. Kapıya doğru yaklaştılar. Gelen de kendileriydi. hayal dünyasında hazırladıkları valizleri usulca yere bıraktılar. İndiler trenden. Tren hiç beklemeden devam etti yolculuğuna. Bütün planlarını erteleten kendilerini de aldılar yanlarına. Biraz sancılı ama çok çok mutlu devam ettiler üç kişi, tek ruh olarak gerçek dünya yollarına. Ama tam istasyondan ayrılırken ileri bir tarihe hayal dünyası biletlerini almayı ihmal etmeden...

14 Eylül 2012 Cuma



Yıllarca sürmüş derin uykudan uyanan "yedi uyurlar" gibi uyandı uykusundan. Uyandı ama kalkmadı yatağından. Severdi yatakta keyif yapmasını. Annesi gelip başını okşayıp "hadi kızım geç kaldın" demeyene kadar çıkmazdı yatağından. Lakin  yoktu annesi bugün. Babası, abisi yada başka biri. Hiç kimse yoktu. Bunun keyfini mi çıkarsa yoksa üzülse mi bilemedi. Kendi bilmezliğine sarılıp tekrar uykuya dalmaya çalıştı. Bilmezliği çok soğuktu yapamadı. 
      Gidilmesi gereken bir okul vardı. Kalktı yatağından. Kocaman gözlüklerini taktı gözüne. Soğuktu her yer. Üşüdü. Saate baktı. Geç kalmamıştı. Kahvaltı yapmayı sevmezdi. Karışacak kimse olmadığından sevmediği şeyi yapmadı. Düşündü, bugün okula gitmesem ne olur diye. On yaşındaki bir çocuk için fazla düşünüyordu. Fazla düşünen beyin okul gitmediği zaman ne olacağını da düşündü bir anda. Korktu. Mavi önlüklerini giydi. Bembeyaz dantel işlemeli yakasını taktı. Okul yolu uzundu. Yakansının düğmesini vurur vurmaz bu geldi aklına. Dertlendi. Her gittiği yolun birde dönüşü vardı çünkü. Okuldan çıkıp evine koşarak giden çocuklara özenirdi hep. Okuldan çıkar arkadaşlarıyla koşar, bir süre sonra yavaşlardı otobüse binmek için. Emindi yaşı kaç olursa olsun otobüsleri sevmeyeceğine. Beklide yürüyerek gidemediği için hiç okula otobüsleri sevmediği kadar yürümeyi sevecekti. Çantasını hazırladı. Çok iri bir çocuk değildi. Zayıftı fakat cılızda sayılmazdı. O kocaman çanta ağır gelmezdi hiç ona. Çantasındaki kitap ,defterleri kontrolü bitmiştiki gözü hafif buğulu camlarının arkasında ki bisikletine takıldı. Okula gitmek bir kat daha zorlaştı ona. Bir an önce bisikletine binmek istedi. Hava soğuktu ama olsun. Yün eldivenleri vardı sıcacık tutan. Sonra düşündü bir an önce okula gidip gelmeliydi ki bisikletine binebilsin. Çantasını aldı, montunu giydi, anahtarları aldı, toplanmamış kahvaltı masasına son bir bakış attı. Çıktı evden, kapıyı kilitledi ve büyüdü 29 yaşına geldi. Ilık bir rüzgar esti. Yalnızlığını alıp götüren. Hava ısındı sonbahar oldu. Müstakil evin yerini koskoca bloklar bisikletinin yerini ise arabası aldı. Her şey değişti. Gitmesi gereken yer dahil. Bekleyeninin olduğu  bir yere gidiyordu artık. Ömrünün geri kalanını geçireceği yere… koş artık istediğin kadar koş. Saat sekizde gerçekten ilk öpüldüğün yere koş…